Meme kanserleri, kadınlarda en sık görülen kanserdir. Her yıl ortalama 626.000 ölümün nedeni olduğu bildirilmektedir
2. Meme kanserlerinin %1’inden daha azı erkeklerde görülür
14. Çalışmamızda yer alan olguların tamamı kadındır. Bu da literatürle benzer paralellik göstermektedir. Meme kanseri ağırlıklı olarak bir yaşlanma hastalığıdır ve gelişmiş ülkelerde meme kanserli hastaların %5 ile %7’sinin tanı yaşı 40 yaş altında olup Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü verilerine göre 55-64 yaşları arasında tanı almaktadır
15,16. Hastalarımızın ortalama tanı yaşı 58.5 olarak saptanmış olup tanı yaşı literatür ile uyumlu bulunmuştur.
Meme kanserinde siklin D1 overekspresyonunun prog-nostik ve prediktif değeri tartışmalıdır. Meme karsi-nomlarında siklin D1 overekspresyonu farklı birçok çalışmaya konu olmuştur. Parvin T. ve arkadaşlarının11. 50 hastada yaptığı çalışmada siklin D1 ekspresyonu, 14 vakada (%28) güçlü pozitif, 16 vakada (%32) orta ve 20 vakada (%40) negatif/zayıf izlenmiştir. Bilalovic N. ve arkadaşlarının17 48 meme karsinomlu hastada yaptığı çalışmada hastaların 13’ünde (%27) zayıf, 21’inde (%44) orta ve 14’ünde (%29) güçlü siklin D1 ekspresyonu saptanmıştır. Guo L. ve arkadaşlarının18 çalışmasında vakaların %52’sinde (51/98) siklin D1 pozitif bulunmuştur. Ortiz A. ve arkadaşlarının13 2017 yılında yaptığı 179 vakalık bir çalışmada 94 vakada (%52) güçlü pozitif, 52 vakada (%29) orta, 21 vakada (%12) zayıf ve 12 vakada (%7) negatif izlenmiştir. Guo L. ve arkadaşlarının19 2015 yılında yaptığı farklı bir çalışmaya 226 vaka dahil edilmiş olup 174 vaka siklin D1 ekspresyonu göstermiştir. Bizim çalışmamızda 5 vaka (%6) negatif, 14 vaka zayıf (%15.6), 31 vaka orta şiddette (%34.4), 40 vaka (%44.4) güçlü siklin D1 ekspresyonu göstermektedir. Toplam siklin D1 ekspresyonu gösteren vaka oranımız %94’tür. Bu oran %52-93 arasında değişen literatür ile karşılaştırıldığında yüksektir. Bu sonucun, siklin D1 ekspresyon değerlendirilmesinde kullanılan sınır değerlerin farklı kabul edilmesinden kaynaklandığı düşünülmüştür.
Literatürde yer alan bir çok çalışmada yaş, histolojik tip, tümör boyutu, tümör adedi, ile siklin D1 overekspresyonu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır11,13,19,20. Bizim çalışmamızda da bu parametreler ile siklin D1 overekspresyonu arasındaki ilişki literatür ile uyumlu olarak saptanmıştır. Ancak tümör boyutu ile ilgili literatürde faklı sonuçlar tespit edilen çalışmalar da mevcuttur. Bilalovic N. ve arkadaşlarının17 48 vakadan oluşan çalışmasında siklin D1 overekpsresyonu ile tümör boyutu arasında ters korelasyon saptanmıştır. Hwang T. ve arkadaşları21 siklin D1’in prognoza etkisini araştırdığı çalışmada daha küçük tümör boyutu ile siklin D1 overekspresyonu arasında anlamlı ilişki saptamışlardır. Başka bir çalışmada ise diğer çalışmalardan farklı olarak siklin D1 overekspresyonu ile tümör boyutu arasında pozitif korelasyon bulunmuştur18.
T ve N evresi ile siklin D1 overekspresyonu arasında yapılan birçok çalışmada istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır18,19,22. Bizim çalışmamızda siklin D1 overekspresyonu ile T ve N evresi arasında literatür ile uyumlu olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.
Erken evre meme kanseri olan hastalar için en önemli prognostik gösterge lenf nodu tutulumu olup tutulan lenf nodu sayısı ile uzak metastaz riski arasında doğru-dan bir ilişki olduğu saptanmıştır26. Siklin D1 overekpresyonu ile lenf nodu arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmaların çoğunda anlamlı bir ilişki saptanmamıştır11,13,18,20. Bizim çalışmamızda da literatür ile uyumlu olarak siklin D1 overekspresyonu ile lenf nodu durumu arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.
Lenfovasküler invazyonun (LVI), lokal nüks ve uzak metastaz açısından prognostik öneme sahip olduğu gösterilmiştir. Rosen ve arkadaşları, meme kanseri olan hastaların 20 yıllık takiplerinde, LVI ile nüks ve ölüm riski arasında anlamlı bir ilişki olduğunu kaydetmiştir26. Literatüre baktığımızda LVI ile siklin D1 ove-rekspresyonu durumunu inceleyen bir araştırmaya görülmemiştir. Çalışmamızda literatür ile uyumlu olarak bu iki parametre arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir11.
Çalışmamızda elde ettiğimiz istatistiksel anlamlılık gösteren bulgulara göre siklin D1 ekspresyonu yüksek bulunan hastalarda histolojik ve nükleer derece daha düşük bulunmuştur. Daha önce yapılan çalışmalarda da düşük histolojik dereceli tümörlerde siklin D1 overekspresyonu bildirilmiştir11,13,17,28. Ancak Guo L. ve arkadaşlarının19 yaptığı 226 vakanın yer aldığı bir çalışmada histolojik derecenin siklin D1 overekspresyonu ile ilişkisi saptanmamıştır21. Çok sayıda bağımsız çalışma histolojik derecenin lenf nodu durumuna eşdeğer ve tümör boyutundan daha büyük prognostik değere sahip olduğunu göstermiştir29. Ayrıca yapılan başka çalışmalarda histolojik derece, hastalıksz sağkalım ve nüks oranı ile ilişkilendirilmiştir3,29. Bu ilişkiler, siklin D1 overekspresyonunun daha az agresif tümör özellikleri ile ilişkili olduğunu desteklemektedir. Siklin D1 overekspresyonu ve histolojik derece arasında gözlenen ters ilişki, siklin D1'in daha yüksek ekspresyonunun doğrudan veya dolaylı olarak tümör hücrelerinin diferansiyasyonu ile ilişkili olduğunu düşündürmektedir.
İnvaziv meme karsinomunda ER ve PR varlığının yapılan çalışmalarda hem prognostik hem de prediktif olduğu gösterilmiştir26. Çalışmamızda siklin D1 overekspresyonu ile ER ve siklin D1 overekspresyonu ile PR arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki sap-tanmıştır. Parvin T. ve arkadaşları11 2018 yılında yayınlanan çalışmalarında hormon reseptör durumu ile siklin D1 overekspresyonu arasında anlamlı bir ilişki tespit etmişlerdir. Abd El-Maqsoud N. ve arkadaşlarıda28 bu iki parametre arasında güçlü korelasyon saptamışlardır. Farklı birçok çalışmada bizim çalışmamız-da yer alan hormon durumu ile siklin D1 ilişkisi gibi benzer sonuçlar elde edilmiştir11,13,30,31. Fakat literatürde yer alan başka çalışmalarda ER durumu ile siklin D1 arasında pozitif korelasyon bulunurken PR durumu ile ilişki saptanmamıştır17,19. Siklin D1, güçlü bir onkogendir ve hem inhibitör hem de uyarıcı şekilde steroid hormon reseptör ailesinin birçok üyesinin aktivitesini modüle ettiği bilinmektedir32. Siklin D1’in östrojen reseptörünün bağımsız bir aktivatörü olabileceği saptanmıştır19. Ayrıca kinaz aktivitesinden bağımsız olarak, siklin D1'in, tam olarak anlaşılamayan mekanizmalar yoluyla transkripsiyonel olayları modüle ettiği gösterilmiştir33. PR-siklin D1 komp-leksi meme karsinom hücrelerinde hücre siklusuna bağlı transkripyonu indükler. Siklin D1, PR ekspresyonunu düzenlediği ve sonuç olarak östrojen ve progesterona verilen yanıtı arttırdığı saptanmıştır33,34. Meme tümörlerinde PR varlığı, endokrin ajanlara olası yanıtın önemli bir göstergesidir. Meme kanserinde endokrin tedavisine yanıt ER ve PR durumu ile ilişkilidir. ER-pozitif/PR-negatif meme kanserleri, seçici ER modülatör (SERM) tedavisine ER-pozitif/PR-pozitif tümörlerden daha az yanıt verir35.
HER-2 overekspresyonunun kemoterapi ve endokrin tedavi yanıtında öngörücü rolü olabileceği öne sürülmüştür. Southwest Onkoloji Grubu çalışmasında HER-2 pozitif meme kanseri olan hastalarda kemoterapi tedavisinin tek başına endokrin tedaviden daha iyi sonuç verdiğini ortaya koymuştur26. Parvin T. ve arkadaşları11 50 vakadan oluşan çalışmalarında siklin D1 overekspresyonu ile HER-2 durumu arasında anlamlı bir korelasyon saptamamışlardır. Bizim çalışmamızda literatür verileri ile uyumlu olarak HER-2 durumu ile siklin D1 overekspresyonu arasında anlamlı korelasyon bulunmamıştır.
Parvin T. ve arkadaşları11 siklin D1 ile moleküler alt tipler ile anlamlı bir korelasyon bulmuşlardır. Bu ça-lışmaya göre luminal A tümörlerin %83.3’ü güçlü siklin D1 ekspresyonu gösterirken triple negatif tümörlerin %75’i siklin D1 negatif sonuç vermiştir. Chung J. ve arkadaşları22 ile Lengare P. ve arkadaşları37 triple negatif meme kanserleriyle siklin D1 eskpresyonu arasında anlamlı bir ilişki bulmuşlar. Guo L. ve arkadaşları19 siklin D1 ekspresyonu gösteren hasta yüzdesini luminal A grubunda en yüksek saptamışlar-dır. Ortiz A. ve arkadaşlarının13 yaptığı çalışmada siklin D1 ekspresyonu luminal gruplarda görülürken triple negatif tümörlerde siklin D1 ekspresyon kaybı izlenmişitir. Çalışmamızda literatür ile uyumlu olarak luminal gruplarda siklin D1 ekspresyonu gösteren hasta sayısı anlamlı olarak yüksek saptanmıştır.
Guo L. ve arkadaşlarının18 140 vakanın bulunduğu çalışmalarında siklin D1 ekspresyonu ile Ki-67 ekspresyonu arasında pozitif korelasyon saptamışlardır. Lengare P. ve arkadaşlarının37 2020 yılında yayım-lanan 50 meme karsinomu hastası ile gerçekleştirdikle-ri çalışmada Ki-67 ekspresyonu ile siklin D1 ekspres-yon kaybı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ortiz A. ve arkadaşları13 çalışmalarında siklin D1 ekspresyon kaybının yüksek Ki-67 ekspresyonu ile korele olduğu sonucuna varmışlardır. Kendi çalışmamızda ise siklin D1 ekspresyonu ile Ki-67 ekspresyonu arasında ilişki saptanmamıştır.
Medüller özellikler gösteren meme tümörlerinin belirgin bir özelliği olarak bilinen peritümöral lenfosittik yanıt, meme tümörlerinin diğer histolojik alt tiplerinde de görülebilmektedir. Yapılan çalışmalarda meme karsinomlarında artmış stromal TIL yanıtının iyi kemoterapi etkisi ve daha iyi sağkalım ile ilişkilendirmişlerdir10,38. Yu X. ve arkadaşlarının39 12.968 meme kanseri hastası üzerinde yaptıkları meta-analizde yüksek TIL değerinin klinikopatolojik parametreler ile ilişkili olmadığını tespit etmişlerdir. Kotoula V. ve arkadaşları40 ise 2618 tümörde stromal TIL yoğun-luğu değerlendirmişlerdir. Bu çalışmada TIL yoğunluğu ile yaş, menapoz durumu, tümör boyutu ve nodal durum ile anlamlı bir ilişki göstermemiştir. Chung Y. ve arkadaşları41 377 invaziv meme karsinomuyla yaptıkları çalışmada yaş, T evresi, N evresi, lenfovas-küler invazyon ile TIL yoğunluğu arasında ilişki izle-memiştir. Denkert C. ve arkadaşlarının42 yaptığı farklı bir çalışmada TIL yoğunluğu ile yaş, tümör boyutu, histolojik alt tip (duktal/lobüler), lenf nodu duru-mu ve HER-2 durumu ile anlamlı ilişki saptanmamıştır. Mohammed Z. ve arkadaşları43 ise TIL ile yaş, tümör boyutu, lenf nodu sayısı, HER-2 durumunu ilişkilendirmemişlerdir. Bizim çalışmamızda literatür ile benzer sonuçlar gözlenmiştir. Çalışmamızda TIL yüzdesi ile yaş, tümör boyutu, T evresi, N evresi, lenf nodu durumu, histolojik alt tip (duktal/lobüler), LVI, HER-2 durumu ile anlamlı ilişki saptanmamıştır.
Mohammed Z. ve arkadaşlarının43 yaptığı çalışmada ER ve PR durumu ile TIL arasında ters korelasyon saptanmıştır. Denkert C. ve arkadaşları da42 TIL varlığı ile negatif hormon reseptör durumunu anlamlı ilişki bulmuşlardır. Huszno J. ve arkadaşları da 44 76 erken evre meme kanseri hastasında yaptıkları çalışma-da ER ve PR negatifliği ile artmış TIL yoğunluğunu ilişkilendirmişlerdir. Çalışmamızda literatür ile uyumlu olarak PR negatif olan meme tümörlerinde daha yüksek TIL oranları saptanmıştır. Fakat ER durumu ile TIL arasında literatür ile zıt olarak anlamlı bir ilişki sap-tanmamıştır. Literatürde yapılan farklı bir çok çalışmada TIL yoğunluğu histolojik derece ile pozitif korelasyon göstermiştir38,40,41,43. Denkert C. ve arkadaşlarının42 yaptığı 840 invaziv meme karsinomu ile gerçekleştirilen çalışmada TIL ile histolojik derece arasında anlamlı ilişki saptamışlardır. Huszno J. ve arkadaşları44 ise yaptıkları çalışmada yüksek histolojik dereceli tümörlerde yüksek TIL değerlerini anlamlı olmayan şekilde düşük dereceli tümörlere göre daha sık tespit etmişlerdir. Kendi çalışmamızda litera-tür ile uyumlu olarak histolojik derece ile TIL arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Çalışmamızda nükleer derece ile TIL arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Nükleer derecesi yüksek olan tümörlerde TIL yüzdeleri de yüksek izlenmiştir. Literatür tarandığında nükleer derece ile TIL arasındaki ilişkinin incelendiği çalışmaya rastlanmamıştır.
Chung Y. ve arkadaşlarının41 yaptığı çalışmada TIL ile Ki-67 durumu arasında pozitif korelasyon saptamışlardır. Kotoula V. ve arkadaşlarının40 yaptığı çalışmada yüksek TIL oranlarına sahip tümörler istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek Ki-67 seviyelerinde bulunmuştur. Gao Z. ve arkadaşlarının38 2020’de yayımlanan meta-analizlerinde TIL ile Ki-67 durumu arasında pozitif korelasyon tespit edilmiştir. Bizim çalışmamızda literatürden farklı olarak Ki-67 durumu ile TIL yüzdesi arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.
Loi S. ve arkadaşlarının45 2.009 meme kanseri has-tası ile gerçekleştirdikleri çalışmada ER-negatif/PR- negatif ve HER2-pozitif meme karsinomu moleküler alt gruplarında TIL seviyeleri, ER-pozitif/HER2- negatif alt gruplarına kıyasla anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Literatürde yer alan farklı çalışmalara göre triple negatif ve HER2 pozitif tümörlerde TIL seviyeleri yüksek tespit edilmiştir46,47. Bizim çalışmamızda triple negatif tümörlerin TIL oranı %30, HER2 pozitif grubu tümörlerin %23.75, luminal A ve B alt grubundaki tümörlerin sırasıyla %16 ve %20 olarak izlenmiştir. Triple negatif ve HER2 pozitif me-me karsinomu alt tiplerinde anlamlı olmayan şekilde TIL oranları literatür ile uyumlu olarak yüksek saptanmıştır.
Mohammed Z. ve arkadaşları48 TIL oranları ile lenfovasküler invazyon arasında istatistiksek olarak anlamlı bir ilişki bulmuşlardır. Mahmoud S. ve arkadaşlarının49 1.334 meme kanseri hastasında CD+8 T lenfositlerin prognostik değerini araştırdıkları çalışma-da CD+8 T lenfosit oranı ile lenfovasküler invazyon arasında anlamlı bir korelasyon saptamamışlardır. Bizim çalışmamızda TIL yüzdesi ile LVİ varlığı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.
Çalışmamızda siklin D1 ekspresyonu ile TIL oranları arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Siklin D1 ekspresyonu göstermeyen grubun TIL yüzdesi (%38) anlamlı olmayan şekilde siklin D1’i %50’den fazla eksprese eden grubun TIL yüzdesinden (%18.5) yüksek saptan-mıştır. Siklin D1 overekspresyonu gösteren meme kanserleri, düşük dereceli ve iyi farklılaşmış tümörlerdir, daha iyi prognozla ilişkilendirilmiştir11. Stromal lenfositler ise çoğu meme kanserinde bulunur. Hormon reseptör pozitif meme kanseri ile karşılaştırıldığında triple negatif meme kanserlerinde daha fazla gözlenmiştir. Bu bilgiler birlikte değerlendirildiğinde çalışmamızdaki siklin D1 ve TIL verileri uyumlu izlendi. Yapılan çalışmalarda daha fazla TIL barındıran triple negatif ve HER2 pozitif meme kanseri hastalarının daha iyi sağ kalıma sahip olduğu tespit edilmiştir (10, 50). Okcu ve arkadaşları tüm luminal gruplarda TIL ve prognostik parametrelerin ilişkisini araştırdıkları çalışmalarında yüksek TIL varlığında hastaların sağkalımında belirgin iyileşme görmüşlerdir 51. Güncel birçok immünmodulatör hedefli tedavilerin hasta seçiminde TIL’i bir parametre olarak kullanılmasını savunan çok sayıda çalışma mevcuttur52.
Retrospektif olması ve nispeten az sayıda olgu içermesi çalışmamızın kısıtlılıklarını oluşturmaktadır. Ancak literatürde siklin D1 ile TIL arasındaki ilişkiyi inceleyen bir araştırmanın olmaması bizim çalışmamızı diğer çalışmalardan farklı kılmaktadır. Biz çalışmamızda siklin D1 ile TIL arasında anlamlı istatiksel ilişki saptamadık. Bu iki parametre arasındaki ilişkiyi tam olarak anlayabilmek için daha ayrıntılı ve geniş serilerde çalışmalara ihtiyaç vardır.
Sonuç olarak Siklin D-1 ekspresyonu kötü prognostik parametre olarak kullanılabilecek bir immün belirteçtir. Güncel çalışmaların ışığında TIL yeni nesil immünoterapiler açısından hasta yönetiminde önem kazanmıştır, bu nedenle çalışmamızda TIL ile ilişkili bir marker bulabilmek amacıyla Siklin D-1 ekspresyonu ve TIL arasındaki ilişki araştırılmıştır. TIL ve Siklin D-1 ekspresyonu arasında anlamlı ilişki saptanmasa da, sonuçlarımız literatüre sağlayacağı birikim ve yeni çalışmalara kaynak oluşturma açısından önemlidir.