Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2021 verilerine göre 15-64 yaş arasında, 11 milyondan fazla damar içi olmak üzere 275 milyon kişinin bir kez madde kullanım öyküsü bulunmaktadır. Damar içi madde kullanan yaklaşık 11 milyon kişinin ise yaklaşık %50’si, HCV, %12,6’sı HIV, %8,7’si ise HBV ile enfektedir
9.
Ülkemizde ise Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü 2021 yılı verilerine göre damar içi madde kullanan 1726 kişinin %5,5’inin HBV, %40,4’ünün HCV, %1,4’ünün HIV ile enfekte olduğu tespit edilmiştir10. Hem dünyada hem ülkemizde yapılan çalışmalarda madde kullanıcılarının çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu görülmüştür11-14. Çalışmamızda da literatürle benzer şekilde madde kullanım öyküsü bulunan hastaların çoğunluğu erkektir. Cinsiyetle ilgili elde edilen bu farkın; sosyal, kültürel, bölgesel ve benzeri nedenlerle ilişkili olmakla birlikte erkeklerin maddeyi daha kolay temin edebilmesine bağlı olabileceği düşünülmüştür.
Hepatit C enfeksiyonu akut ve kronik seyredebilen yaygın bir sağlık sorunudur. HCV, enfekte kişilerin yaklaşık %55-85’inde kronik seyretmekte, özellikle siroz ve hepatoselüler karsinom gelişme riskini artırmaktadır15. Dünya genelinde anti-HCV seroprevelansı yaklaşık %2,82 olarak saptanmıştır16. Ülkemizde ise anti-HCV pozitifliği yapılan çalışmalarda %0,4-%1,5 olarak bulunmuştur17,18. Madde kullanıcıları HCV bulaşı açısından riskli gruptur. Bu kişiler sıklıkla gösterdikleri riskli cinsel davranışlar ve ekipman paylaşımı ile virüsün yayılımını kolaylaştırmaktadırlar12. Ülkemizde damar dışı madde kullanıcıları ile yapılan bir çalışmada anti-HCV pozitifliği %1,9 oranında bulunmuştur14. Altuğlu ve ark.’nın19 çoğunluğu damar dışı madde kullanan hasta grubunda yaptığı çalışmada ile %0,6 olarak bulunmuştur. Farklı merkezlerde opiyat kullanım bozukluğu bulunan hasta gruplarında yapılan çalışmalarda anti-HCV pozitiflik oranları sırasıyla %10,9 ve %5,1 olarak saptanmıştır11,20. Özellikle damar içi madde kullanım öyküsü bulunan gruplarla yapılan çalışmalarda genel popülasyona göre anti-HCV seroprevalansının daha yüksek olduğu gösterilmiştir21. Bizim çalışmamızda alkol-madde kullanım bozukluğu bulunan hastalarda anti-HCV pozitifliğinin literatürle benzer şekilde ülkemizdeki genel popülasyonda görülme sıklığına göre daha yüksek (%3,53) olduğu görülmüştür ve özellikle opioid kullanım bozukluğu bulunan hastalarda anlamlı olarak daha yüksek (%10,86) saptanmıştır. Bu sonucun, opioid kullanımının gün geçtikçe yaygınlaşması ve HCV enfeksiyonun bulaş yollarında etkili olan faktörlere bağlı olabileceği düşünülmüştür2. Aynı zamanda enjeksiyon dışı yollarla madde kullanımı da HCV bulaş riski taşımaktadır22. Yapılan çalışmalarda farklı oranlarda anti-HCV pozitifliği saptanmasının, madde kullanım şeklinin farklı olmasından kaynaklanıyor olabileceği düşünülmüştür. Bizim çalışmamızda madde kullanım şekli bilinmediği için değerlendirme yapılamamıştır.
Hepatit B, asemptomatik enfeksiyondan hepatoselüler karsinoma kadar ilerleyebilen yaygın bir enfeksiyondur. Yetişkinlerde %5-10 oranında kronik enfeksiyon şeklinde seyretmektedir23. Ülkemizde yapılan ça-lışmalarda HBsAg pozitifliği bölgesel farklılık göstermekte olup %0,8-5,7 arasında değişmektedir24. AMATEM’de madde kullanım bozukluğu olan hasta grubunda yapılan çalışmada, olguların %2,8'inde HBsAg pozitif olarak tespit edilmiştir25. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yapılan retrospektif bir çalışmada madde kullanım bozukluğu tanılı olgularda HBsAg pozitifliği %2,6 bulunmuştur ve kullanılan madde türlerine göre HBsAg pozitifliği açısından gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır12. Bir başka çalışmada HBsAg pozitifliği %2,2 olarak bulunmuştur19. Çin’de damar içi madde kullanımı olan ve olmayan iki grupla yapılan çalışmada sırasıyla sırasıyla HBsAg pozitifliği %21,54 ile %16,52 olarak bulunmuştur21. Tamamı damar içi madde kullanan kişilerden oluşan grup ile yapılan çalışmada ise olguların %9,1’inin HBsAg pozitif olduğu gösterilmiştir26. Çalışmamızda HBsAg pozitifliği %2,04 oranında bulunmuş olup genel popülasyonla ve literatürle benzer olduğu görülmüştür. Hepatit C enfeksiyonuna göre daha az oranda pozitiflik saptanmasının, HBV’nin ülkemizdeki ulusal aşılama programına dahil olması ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Kullanılan madde türüne göre bakıldığında ise çalışmamızda gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı farklı-lık saptanmamıştır.
Genel popülasyonla yapılan çalışmalarda ise anti-HBs pozitiflik oranı %31,9 olarak tespit edilmiş olup %20,6-52,3 arasında değişmektedir25. Ülkemizde farklı merkezlerde riskli gruplarda yapılan çalışmalarda anti-HBs pozitiflik oranları sırasıyla %29,9, %38,3, %64,4 olarak bulunmuştur2,12,13. Çalışmamızda anti-HBs pozitiflik oranı %46,47 olup madde kullanım bozukluğu bulunan hastalarda anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Bu durumun, HBV’ nin ülkemiz-de ulusal aşılama programına dahil olması nedeniyle çalışmamıza dahil edilen hasta grubunun aşılamasının yüksek olmasından veya madde kullanımına bağlı bulaş riskinin artmasıyla geçirilmiş HBV enfeksiyonu kaynaklı olabileceği düşünülmüştür.
Çalışmamızda Anti-HBc IgG pozitifliği %16,4 oranında tespit edilmiş olup alkol kullanım bozukluğu bulunan hastalarda anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Bu hasta grubunda geçirilmiş veya aktif HBV enfeksiyonuna bağlı olabileceği dikkate alındığında HBV ile karşılaşmanın bir göstergesidir. Çalışmamızda gruplar içerisinde alkol kullanımı olan bireylerde anti-HBc IgG anlamlı olarak daha yüksektir ancak anti-HBs pozitiflik oranı diğer gruplara göre daha düşüktür ve HBsAg oranı ise daha yüksektir. Yapılan çalışmalarda alkol tüketimine bağlı olarak HBV enfeksiyonundaki immünolojik yanıtta viral çoğalmanın artması, bağışıklık tepkisinin zayıflaması ve oksidatif stresin artması yer almaktadır27. Özellikle aşırı alkol tüketimi genellikle ilerleyici karaciğer fibrozisine neden olur, bu da sirozla sonuçlanır ve sonunda hepatoselüler karsinoma (HCC) dönüşür. Yapılan fare deneylerinde alkolün, HBV’nin replikatif proteinlerini artırdığı, HBV’ye karşı antikor oluşumunu ise azalttığı gösterilmiştir. HBV enfeksiyonu varlığında, majör histokompatibilite (MHC) kompleksi aracılığı ile aktive olan sitotoksik T hücreleri ve CD4+T yardımcı hücreler, inflamatuar reaksiyonlara neden olarak HBV ile enfekte hücrelerle mücadele etmeye devam ederler. Oluşan inflamasyonla artan oksidatif stres, nükleer faktör-κB ve aktivatör protein 1 genleri aracılığıyla stellat hücrelerin aktivasyonuna neden olmakta ve bu sürekli aktivasyon sonucu karaciğer fibrozisi gelişerek HCC’ ye kadar ilerleye-bilmektedir. Çalışma grubumuzda hepatit serolojisi ile ilgili elde ettiğimiz veriler, alkol kullanım bozukluğu olan bireylerde HBV ile karşılaşma sonucunda kronik HBV enfeksiyonuna ilerleme sürecinin daha ayrıntılı olarak incelenmesi gerektiğini göstermektedir28.
Yapılan çalışmalarda madde kullanıcılarının gösterdikleri riskli davranışlar nedeniyle kan ve cinsel yolla bulaşan HIV ve sifiliz enfeksiyonu bulaşı açısından da risk altında olduğu gösterilmiştir7. Altuğlu ve ark.’nın19 yaptığı çalışmada anti-HIV pozitifliği %0,2 oranında bulunmuştur. Ülkemizde farklı merkezlerde alkol ve madde kullanımı olan hastalarda yapılan diğer çalışmalarda ise anti-HIV veya anti-HIV/sifiliz pozitifliği bildirilmemiştir12-14,25. Bizim çalışmamızda anti-HIV ve sifiliz pozitiflikleri sırasıyla %0,4 (10 hasta) ve %4,7 (1 hasta) oranlarında bulunmuştur ancak kullanılan madde türlerine göre değerlendirildiğinde anti-HIV ve sifiliz pozitifliği açısından üç grup arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p =0.284, p =1.00). Bizim çalışmamızda da HIV, HBV ve HCV’ ye göre daha az oranda pozitif bulunmuştur. Elde edilen bu sonuç, bu enfeksiyonların toplumda görülme sıklıklarındaki farklılıklardan kay-naklanıyor olabilir.
Çalışma geniş hasta grubunda ve uzun bir zaman aralığını içermektedir. Veriler retrospektif olarak kayıtlı hasta verilerini içermektedir. Bu nedenle hastaların madde kullanım şekli ve Hepatit B aşılanma durumlarına ait verilerin bilinmiyor olması çalışmamızın kısıtlılıklarını oluşturmaktadır.