Çalışmaya dahil edilen 31 hastanın 15’ine paralel, 16’sına ortogonal konfigürasyonda plak ile osteosentez uygulandı. Paralel ve ortogonal plak konfigürasyonu yapılan örnek hasta radyografileri resim
1 ve
2 ’de verilmiştir.
Paralel plak yapılan grubun yaş ortalaması 47,7±23,78 (20-83), ortogonal plak yapılan grubun yaş ortalaması 51,9±21,42 (20-85) idi ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p >0,05). Paralel plaklama yapılan hastaların %53,3 (n =8)’i kadın, %46,7 (n =7)’si erkek iken ortogonal plaklama yapılan grupta %37,5 (n =6)’i kadın, %62,5 (n =10)’si erkek hasta idi. Hastaların trav-maları; %48,4 (n =15)’ünde basit düşme, %25,8 (n =8)’inde araç içi trafik kazası, %19,4 (n =6)’ünde yüksekten düşme, %3,2 (n =1)’sinde araç dışı trafik kazası, %3,2 (n =1)’sinde de iş kaza-sı olarak tespit edildi. Kırıkların %67,7 (n =21)’i eklem içi, %32,3 (n =10)’ü eklem dışı kırıklardı. AO/OTA distal humerus kırık sınıflamasına göre kırıkların %51,6 (n =16)’sı tip C1, %9,7 (n=3)’si tip C2, %6,5 (n =2)’i tip C3, %19,4 (n =6)’ü tip A2, %12,9 (n =4)’u tip A3 olarak tespit edildi. Hastala-rın sadece %3,2 (n =1)’sinde Gustilo-Anderson tip 2 açık kırık mevcuttu. Cerrahi işlem sırasında hasta-ların %77,4 (n =24)’üne olekranon osteotomisi ve fiksasyon işlemi uygulandı. Hastaların travmadan sonra operasyona alınma süreleri ortalama 4,5±4,95 (0-25) gündü. Paralel plak yapılan grubun ortalama operasyona alınma süresi 4,7±3,64 (0-12) gün, ortogonal plak yapılan grubun ise 4,4±6,05 (0-25) gündü. İki grup karşılaştırıldığında operasyona alınma süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p >0,05). Bir hastada açık kırık nedeniyle ilk olarak yıkama, debritman ve eksternal fiksatörle geçici tespit yapıldı. 17 gün sonra ikinci aşamada çift plakla osteosentez yapıldı. Tespit tipine göre değişkenlerin karşılaştırmalı verileri tablo 2’de görülmektedir.
Hastalarımızın ortalama takip süresi 19,2±17,26 (6-63) aydı. Son kontrollerde hastaların MAYO dirsek performans skoru ortalama 87,4±18,48 (40-100) puanla iyi olarak değerlendirildi. Paralel plak yapı-lan hastaların ortalama MAYO dirsek performans skoru 86,7±17,49 (50-100), ortogonal plak yapılan hastaların ortalama MAYO dirsek performans sko-ru 88,1±19,91 (40-100) olarak tespit edildi ve grup-lar arası anlamlı bir fark bulunamadı (p >0,05). Tüm hastalarda kaynama izlendi ve hiçbir hastada dirsek instabilitesi yoktu. Hastaların ortalama eklem hareket açıklıkları 102,6±26,95 (45-140) derece, ortalama dirsek fleksiyonu 122,7±15,16 (85-140) derece, ortalama ekstansiyon kaybı ise 20,2±13,63 (0-55) derece olarak saptandı. Paralel ve ortogonal konfigürasyonda tespit yapılan hasta gruplarının eklem hareket açıklıkları, fleksiyon dereceleri ve ekstansiyon kayıpları arasında anlamlı fark yoktu (p >0,05). Tespit tipine göre MAYO skoru ve eklem hareket açıklığı istatistikleri tablo 3’te görülmektedir.
Nihai ameliyata kadar geçen süre ve MAYO dirsek performans skorları tablo 4’te verilmiştir.
İlk 2 günde opere edilen hastaların MAYO skoru ortalamaları 2 günden sonra opere edilen hastalara göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek çıktı (p :0,022). Hastaların ameliyata kadar geçen süreleri ile eklem hareket açıklıkları arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (rspearman=-.461, p =.009).
Hastaların yaşı, cinsiyeti, kırık tipi ve operasyona alınma süresi ile MAYO dirsek performans skoru arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p >0,05). Kırık tipi, konfigürasyon şekli ve cinsiyete göre MAYO skorları tablo 5’te verilmiştir.
Hastaların %80,6 (n =25)’sına olekranon osteotomisi ve fiksasyonu yapıldı. Tespit yöntemi olarak %25,8 (n =8) hastada vida-gergi bandı, %22,6 (n =7) hastada k teli-gergi bandı, %19,4 (n =6) hastada plak, %12,9 (n =4) hastada da sadece vida kullanıldı. Olekranon osteotomisi ve tespit yapılan hastaların %20,0 (n =5)’sinde cilt irritasyonu ve bursit, %8,0 (n =2)’inde ise materyal-lerin ciltten çıkması nedeniyle tespit materyalleri çıkarıldı. Çıkarılma ihtiyacı en fazla olan grup; 7 hastadan 4’ünde olmak üzere vida-gergi bandı yapı-lan hastalardı. K teli-gergi bandı yapılan grupta 2 hastada, plak yapılan grupta da 1 hastada materyal-lerin çıkarılması gerekti. Fakat olekranon tespit yöntemleri ile cilt irritasyonuna bağlı çıkarılma ihtiyacı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı (p >0,05). Olekranonda kaynamama olan 1 hastadaki vida çıkarılıp k teli ve gergi bandı yapılması sonrasında kaynama sağlandı.
Ameliyat öncesinde ulnar ve median nöropatisi olan 1 hasta takibe alındı. Median nöropati bulguları geriledi. Ulnar nöropati bulguları devam edince kırık kaynadıktan sonra hasta tekrar operasyona alınıp humerustaki ve olekranondaki materyalleri çıkarılıp ulnar sinir eksplore edildi. Sinir intakt izlendi ve hasta takibe alındı. Bir hastada da geç dönemde ulnar nöropati gelişti.